Gönüllük
Kulluk Üzerine Söylev – Etienne de La Boétie
Neden
birçok kişinin hükmetmesindense sadece bir kişinin herkese hükmetmesi ve her
şeye sahip olması daha meşru ve doğal olmuştur. Özgür olmak şöyle dursun
insanlar tek bir tiranın hükümdarlığı altına girmeyi ve ona hizmet etmeyi doğal
görmüştür. Halklar bir tek kişiyi kendilerinden daha üstün ve güçlü görmüşler,
ona itaat etmişler ve özgürlüklerinden git gide uzaklaşarak, bağlı yaşamayı
özgürlüğe tercih etmişlerdir. Toplum kendi kendini köleleştirmiş, tiranı kendi
elleriyle tiran yapma ve gücü ona verme eğiliminde olmuş, boyunduruk altında
olma arzusu dilemiştir. Eğitim şekli ve doğumdan itibaren gerçekleşen
alışkanlıkların insanların kavrayış biçimini de değiştirmiştir. Özgürlüğün
tadını doğumdan beri tatmamış insana bağımlı yaşam doğal gelir ve daha fazlasını
isteme gibi bir arzusu olmaz ve köleliğin doğallığıyla yaşayıp gider. Ancak,
özgürlüğün bir kez tadını almış bir insan bu kulluk görevi içerisinden çoğu kez
arzusunu elde etme düşüncesine ve ilerisinde eylemine yönelir. Yani, insanın
köleleşmesinde bağımsız yaşamayı bilmemesi bunu görmeyerek, tatmayarak yaşaması
önemli bir etkendir. Yani, özgürlük duygusunu bilmemesinden dolayı arzusunun
olmamasıdır. Tiranın egemenliği altında olan böyle bir toplumun yeni
nesillerinin de ayrı yönelimler içinde olması beklenemez bir gerçektir. İleriki
kuşakların özgürlüğü görmemesinden dolayı hizmet etmek için yaptıkları davranış
ve tutumlar doğal gelecektir. Böyle bir toplum tiranı beslemeye dursun tiranın
gücü zaten giderek zayıflayacaktır. Aslında günümüz toplumu bile buna benzer
eğilimler göstermekte ama sadece konusu ve alanı değişmiş ilişkiler bir nevi
aynı kalmıştır. Bir şirket sahibi ile onun emrinde ve kuralları çerçevesinde
bir çıkar ilişkisi, yani para ilişkisi içerisinde olan insanların durumu
gibidir. Şirket sahibinin varlığı ona itaat edecek ve istediklerini yerine
getirecek çalışanlar sayesinde vardır. Onu büyüten ve gücünü arttıran ise
çalışanların emek sarf ederek onu beslemeleri ve karşılığında her geçen gün
azalarak ve yaşamlarını sürdürmek uğruna aldıkları ücretleridir. Tarih boyunca
tiranlar kendi meşrutiyetini sağlayan özgürlüğü unutmuş sersemler sürüsüne
ihtiyacı olmuş ve çeşitli şekillerde onlara kendini iyi göstermeyi başarmış ya
da bağlılıklarını arttırmayı başarmıştır. İsyan çıkan bölgeleri zenginliğinin
damlalarını bırakmış ya da kendilerini toplumlarına tanrı gibi göstererek ya da
daha az göstererek onların kendine olan bağlılığını ve inanç duygusunu
arttırmış, daha azimli bir şekilde hizmet etmelerini sağlamıştır. Aslında insan
ne kadar bu eğitim ve alışkanlıkların çerçevesinde büyüse bile, aklı ona doğa
içersinde giden terslikler konusunda uyarmalıdır. Peki, insanı bu farkında olma
yetisine sahip olmasına karşın kendisini tetiklemeye engel olan şey nedir. Tabi
ki tiranların hükmettiği çoğu toplumun alçak ve zayıf duygulara sahip
olmasıydı. Peki, tiranlar bu akla sahip insanları nasıl çabucak etkilemektedir.
Onun cevabı ise tiranın aslında yalnız olmayıp çeşitli destekçilerle tiranlık
yaptığı ve bu sayede toplumun kendi tabakasından etkilenmesini sağlayan
kişileri öne sürmesidir. Bu küçük tiranlarda özgürlüğü ucuz zevklere,
zenginliklere sahip olmak adına satmıştır; kölelik ve özgürlük arasında paranın
himayesi altındaki kulluklaşarak alçakça duygulara inmeyi daha iyi
görmüşlerdir. Sonuç olarak, özgürlük olgusundan uzak olan insanların kötüye,
dünyevi aşırı zevklere ve alçaklıklara eğilimli olması daha yüksek olmuştur.
Tanrı olgusundan uzak yaşamaları da daha fazla gözlerini köreltmiş, onur ve
erdemin dünyevi zevkler uğruna terk edilmemesi gerektiğini, sonuçta hepimizin
izlendiği ve sonumuzun Tanrının elinde olduğunu bilmeleri gerektiğini
görememektedirler.
- Murat Kökcü -
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder