25 Aralık 2014 Perşembe

Gönüllük Kulluk Üzerine Söylev – Etienne de La Boétie


Neden birçok kişinin hükmetmesindense sadece bir kişinin herkese hükmetmesi ve her şeye sahip olması daha meşru ve doğal olmuştur. Özgür olmak şöyle dursun insanlar tek bir tiranın hükümdarlığı altına girmeyi ve ona hizmet etmeyi doğal görmüştür. Halklar bir tek kişiyi kendilerinden daha üstün ve güçlü görmüşler, ona itaat etmişler ve özgürlüklerinden git gide uzaklaşarak, bağlı yaşamayı özgürlüğe tercih etmişlerdir. Toplum kendi kendini köleleştirmiş, tiranı kendi elleriyle tiran yapma ve gücü ona verme eğiliminde olmuş, boyunduruk altında olma arzusu dilemiştir. Eğitim şekli ve doğumdan itibaren gerçekleşen alışkanlıkların insanların kavrayış biçimini de değiştirmiştir. Özgürlüğün tadını doğumdan beri tatmamış insana bağımlı yaşam doğal gelir ve daha fazlasını isteme gibi bir arzusu olmaz ve köleliğin doğallığıyla yaşayıp gider. Ancak, özgürlüğün bir kez tadını almış bir insan bu kulluk görevi içerisinden çoğu kez arzusunu elde etme düşüncesine ve ilerisinde eylemine yönelir. Yani, insanın köleleşmesinde bağımsız yaşamayı bilmemesi bunu görmeyerek, tatmayarak yaşaması önemli bir etkendir. Yani, özgürlük duygusunu bilmemesinden dolayı arzusunun olmamasıdır. Tiranın egemenliği altında olan böyle bir toplumun yeni nesillerinin de ayrı yönelimler içinde olması beklenemez bir gerçektir. İleriki kuşakların özgürlüğü görmemesinden dolayı hizmet etmek için yaptıkları davranış ve tutumlar doğal gelecektir. Böyle bir toplum tiranı beslemeye dursun tiranın gücü zaten giderek zayıflayacaktır. Aslında günümüz toplumu bile buna benzer eğilimler göstermekte ama sadece konusu ve alanı değişmiş ilişkiler bir nevi aynı kalmıştır. Bir şirket sahibi ile onun emrinde ve kuralları çerçevesinde bir çıkar ilişkisi, yani para ilişkisi içerisinde olan insanların durumu gibidir. Şirket sahibinin varlığı ona itaat edecek ve istediklerini yerine getirecek çalışanlar sayesinde vardır. Onu büyüten ve gücünü arttıran ise çalışanların emek sarf ederek onu beslemeleri ve karşılığında her geçen gün azalarak ve yaşamlarını sürdürmek uğruna aldıkları ücretleridir. Tarih boyunca tiranlar kendi meşrutiyetini sağlayan özgürlüğü unutmuş sersemler sürüsüne ihtiyacı olmuş ve çeşitli şekillerde onlara kendini iyi göstermeyi başarmış ya da bağlılıklarını arttırmayı başarmıştır. İsyan çıkan bölgeleri zenginliğinin damlalarını bırakmış ya da kendilerini toplumlarına tanrı gibi göstererek ya da daha az göstererek onların kendine olan bağlılığını ve inanç duygusunu arttırmış, daha azimli bir şekilde hizmet etmelerini sağlamıştır. Aslında insan ne kadar bu eğitim ve alışkanlıkların çerçevesinde büyüse bile, aklı ona doğa içersinde giden terslikler konusunda uyarmalıdır. Peki, insanı bu farkında olma yetisine sahip olmasına karşın kendisini tetiklemeye engel olan şey nedir. Tabi ki tiranların hükmettiği çoğu toplumun alçak ve zayıf duygulara sahip olmasıydı. Peki, tiranlar bu akla sahip insanları nasıl çabucak etkilemektedir. Onun cevabı ise tiranın aslında yalnız olmayıp çeşitli destekçilerle tiranlık yaptığı ve bu sayede toplumun kendi tabakasından etkilenmesini sağlayan kişileri öne sürmesidir. Bu küçük tiranlarda özgürlüğü ucuz zevklere, zenginliklere sahip olmak adına satmıştır; kölelik ve özgürlük arasında paranın himayesi altındaki kulluklaşarak alçakça duygulara inmeyi daha iyi görmüşlerdir. Sonuç olarak, özgürlük olgusundan uzak olan insanların kötüye, dünyevi aşırı zevklere ve alçaklıklara eğilimli olması daha yüksek olmuştur. Tanrı olgusundan uzak yaşamaları da daha fazla gözlerini köreltmiş, onur ve erdemin dünyevi zevkler uğruna terk edilmemesi gerektiğini, sonuçta hepimizin izlendiği ve sonumuzun Tanrının elinde olduğunu bilmeleri gerektiğini görememektedirler.

                                                                                                                                 - Murat Kökcü -